mem-u zin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mem-u zin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2012 Perşembe

102.damla



Maveraya Yolculuk

Moruk kederlerin en taze tebessümünün
Göğsü kabarık bir nehre kapılmış esrik bakışlarıyım,
Umut dağlarını sırtlaması gibi bir devin
Sırtladım ışıklarımı kamburuna gözbebeklerimin.

Şimdi gecenin saçını sakalını ağartan bir dolunayım
Mem hatırına Zin kabrine ışık tutmaktayım,
Bir kahraman olarak görülüyorum yalancı aşklar girdabınca;
Attığım her adımda ay/aklarımdan tutuyor taze kanlı bir cenin
Lakin biliyorum yolum uzun,
Ki çatlamadı kabuğu henüz fosforlu gecenin.

Kör olmamak adına kepenklerini indiriyor, gözlerimi gören yıldızlar
Kuşkonmaz ağaçlar eşliğinde yürüyoruz Fırat, Dicle ve ben
Kanayan güller biriktiriyoruz Yusuf Kuyusu gamzelerimize
Tehir mutluluklara taşırken dünyanın bakir güzelliklerini
Sığındığımız zindanlara öptürüyoruz çığlığımızın kanlı gözlerini.


31.10.2010
Tiflis 

Necip Abdurrahmanoğlu



29 Nisan 2012 Pazar

79.damla


Havin

Tahttan düşürülmüş bir kentin çocuğuydu Havin,
Hasankeyf gibi boynu bükük, gözü yaşlı
Ve ayakları üryandı;
Yanakları elma kızılı ve derin gamzeliydi,
Dudakları babasının elleri gibi çatlak,
Gözleri annesinin acısı kadar büyüktü.

Karasını bahtından almıştı örgülü, uzun saçları,
Ellerine kına yakılmıştı bileklerine kadar,
Alnına zift çalınmış beyaz güvercinler topluyordu bakışları,
Zülfikardan bir iz yoktu narin, gevrek dudaklarında,
Ana sütü gibi paktı Havin;
Bilmezdi nasıldır sıcaklığı bir başka elin.

Gözünü kan bürümüş bir avcının kurbanıydı o,
Çekmişti elini eteğini umut memleketinden,
Rüyasında bile bir Mem endamı görmemişken
Dudağına Zin Türküsü’nün tınısı yapışmıştı aniden.

Gözlerinin ferini mezar taşlarına bağlamıştı,
Şimdi bin yıl uzunluğundaydı bütün dalgınlıkları,
Her bir hayali küflenmişti avuç içi duldalarında,
Münzeviydi artık karakalem çalışması hayatında.

Geçmişinden kalma tozpembesi yoktu Havin’in,
Gün be gün çatlak alnına sızıyordu geri kalan günleri,
Gözyaşından okyanuslar biriktiriyordu Yusuf Kuyusu gamzelerine,
Ekşimtrak ölümü içmişti, hayatın tatlı şerbeti yerine.

Tamı tamına yirmi yaşındaydı Havin,
Yani ömrünün baharındaydı henüz,
Fakat mevsimlerinin boynunu vurmuştu cellatlar,
Müebbetle zincirlemişlerdi onu zemheri ayına.

Bir zalimin namlusuna ferman düşmüştü sevdiği,
Bu nedenle Havin mütemadiyen ağlıyordu,
Kırık mandallarla asıyordu bir uçuruma geleceğini,
Derd-i yar ile çoğalırken kanayan sol yanından
Gıdım gıdım eriyordu güneş görmeyen tarafından.

24.12.2010 Tbilisi
MaviAda Dergisi 21.sayı

Necip Abdurrahmanoğlu