ayrılık şiirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık şiirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2012 Çarşamba

132.damla


"A" ile "N" Arasında Bir Şiir

Akşamlarını sevmiyorum bilmem bu ne olasıca şehrin,
Kim bilir belki de korkuyorum yalnızlıktan, koyu karanlıktan.
Pencereden bakmaya korkuyorum akşamları, bir yıldız kayar diye,
Akşamlar beni boğuyor, beni ürkütüyor kapkaranlık akşamlar.

Yağmur şıpırtısına dayanamıyorum, hele yağmur şıpırtısına,
Bir hüzne boğulurum ki anlatamam, buğulanır gözlerim
Sefih gökkuşağını bekler gibi oturum, dizlerimi kendime çekerek,
Yağmur  ıslatır penceremi ve gönlümdeki masum garip gülleri.

Şamdanlardan süzülen ışık kezzap misali eritir tenimi,
Bir yol ararım buzdan avuçlarıma sıkıştırmış olduğum başımla,
Bir yol ararım bilmem bu ne olasıca şehirden kurtulmak için,
Şakırdayan yağmur ürpertir ve boğdukça boğar beni karanlıklarda.

Etrafıma acayip sesler kümelenir akşamları, bir acayip gölgeler,
Hayattan bir iz göremiyorum; her şey soluk, her şey ölü ben dahil.
Bir el dikiliverir gözlerimin önüne ve parmaklık misali parmaklar,
Ebruli sessizlikler altında uzadıkça uzar soğur ince, narin her biri.

Mavzer misali, volkan misali patlamak isterim şehri yok etmek için,
Gök yırtılmasın diye bütün avazımla haykırmaktan vazgeçerim.
Denizden uzak yaşamaya mahkum bir martının çığlığı gelir kulaklarıma,
Mağrur bir bedenin süzülüşü ilişir gözlerime inceden inceden.

Cürüm işlemiş bir mahkum misali dört duvar arasında biter mecalim,
Meğer bana memnu imiş yıldızlardan güzel bir çift göze vurulmak.
Göğe açılan avuçlarım dualarla karıncalanır, ıslanır birkaç damla yaş ile,
Cananın cazibesine meftun olmanın ıstırabını yaşarım her akşam.

Efkar soluklamak, bir başkadır yapayalnız, koyu karanlıklarda;
Sıcacık kuş tüyü yataklarda keyifle mışıldamaya benzemez!
Sen bilemezsin ey sevgili bir başkadır soğuk karanlıklarda sabahlamak,
Emsalsizdir eller semâya yükselirken meleklerle sessiz sessiz ağlaşmak.

Yırtıcı kuşlar iner yüreğime gecenin bir vaktinde, beni yalnız gördükçe,
Çırılçıplak duvarlarda yankılanan çığlıklarım bir bir kulaklarımda buluşur.
Çaresizliğim ve paramparça yüreğimle karaya oturmuş dev bir gemiyi andırırım,
Yalnızlık yutkunduğum gecelerde Azrail'i sabırsızlıkla bekleyen yarı ölüyüm ben.

Lambalarıyla karanlığa meydan okuyan şehri yakmak isterim bir gecede,
Ben yanacaksam bu şehir de yansın! Diye haykırırım dansöz misali kıvrılan sokaklara,
Şeytanlarla birleşip aklımdan geçenleri yapmaya zorlar yalnızlık ve karanlık,
Lakin birden bire cananın can alıcı o yıldız gözleri ilişir gözlerime.

Alaca karanlıkta rüzgarın fosurtularına yaprakların hışırtıları eşlik eder,
Aniden göğün derinliklerinden bir çift yıldız kayar ve kayboluverir gözlerin,
Ve bu şehre olan bütün nefretim, kinim sıkmış olduğum avuçlarımda birleşir,
Anlayacağın bu şehir yakılmadıysa bir gecede senin emsalsiz gözlerin içindir.

Nereye baksam bir çift göz ve sigara dumanı gibi kıvrılan bir beden, 
Çırılçıplak duvarlarda yankılanan iki heceden ismin, yani kısacası sen.
Sen bilemezsin ey sevgili denizden uzaklaştırılmış bir martının çığlığını,
Nereden bilebilirsin ki bir ölünün bir çift gözle tekrardan ruh bulacağını?


Tiflisikibinyedi

Necip Abdurrahmanoğlu



29 Nisan 2012 Pazar

79.damla


Havin

Tahttan düşürülmüş bir kentin çocuğuydu Havin,
Hasankeyf gibi boynu bükük, gözü yaşlı
Ve ayakları üryandı;
Yanakları elma kızılı ve derin gamzeliydi,
Dudakları babasının elleri gibi çatlak,
Gözleri annesinin acısı kadar büyüktü.

Karasını bahtından almıştı örgülü, uzun saçları,
Ellerine kına yakılmıştı bileklerine kadar,
Alnına zift çalınmış beyaz güvercinler topluyordu bakışları,
Zülfikardan bir iz yoktu narin, gevrek dudaklarında,
Ana sütü gibi paktı Havin;
Bilmezdi nasıldır sıcaklığı bir başka elin.

Gözünü kan bürümüş bir avcının kurbanıydı o,
Çekmişti elini eteğini umut memleketinden,
Rüyasında bile bir Mem endamı görmemişken
Dudağına Zin Türküsü’nün tınısı yapışmıştı aniden.

Gözlerinin ferini mezar taşlarına bağlamıştı,
Şimdi bin yıl uzunluğundaydı bütün dalgınlıkları,
Her bir hayali küflenmişti avuç içi duldalarında,
Münzeviydi artık karakalem çalışması hayatında.

Geçmişinden kalma tozpembesi yoktu Havin’in,
Gün be gün çatlak alnına sızıyordu geri kalan günleri,
Gözyaşından okyanuslar biriktiriyordu Yusuf Kuyusu gamzelerine,
Ekşimtrak ölümü içmişti, hayatın tatlı şerbeti yerine.

Tamı tamına yirmi yaşındaydı Havin,
Yani ömrünün baharındaydı henüz,
Fakat mevsimlerinin boynunu vurmuştu cellatlar,
Müebbetle zincirlemişlerdi onu zemheri ayına.

Bir zalimin namlusuna ferman düşmüştü sevdiği,
Bu nedenle Havin mütemadiyen ağlıyordu,
Kırık mandallarla asıyordu bir uçuruma geleceğini,
Derd-i yar ile çoğalırken kanayan sol yanından
Gıdım gıdım eriyordu güneş görmeyen tarafından.

24.12.2010 Tbilisi
MaviAda Dergisi 21.sayı

Necip Abdurrahmanoğlu


27 Nisan 2012 Cuma

77.damla


Yoksun Diye

Sen yoksun diye yine battı güneş,
Battı güneş, soldu dünya üstüme;
Ceketini almış bir yolcu gibi 
Kapıları son kez örttü yüzüme.

27.04.011/Yalova

Necip Abdurrahmanoğlu